davam571

EYER BATILITIN ZÜLMÜNE KURBAN GİDİYORSAM, BATILDAN MERHAMET DİLEYECEK KADAR ALÇALAMAM...

"Bugün ne yapabilirim?"

 

 

Fecr vakti

 

Ölüm uykusunda gafiller

 

Yatağından doğruldu

 

Allah'ın zikriyle:

 

"Bismillah"

 

"Ölümümüzden sonra bizi yeniden dirilten Allah'a hamd olsun"

 

Buz kesmişti evin içi

 

Hırkasını sırtına atıp ağır adımlarla yolunu tuttu lavabonun

 

Suyla her temasında yavaş yavaş siliniyordu uykunun izleri

 

Havluyu omuzuna atıp salona doğru yürürken, belli belirsiz düşünceler canlanıyordu kafasının içinde

 

Pencereden havanın rengine şöyle bir göz atıp eski halı seccadesini yere serdi

 

Ve işte ilk buluşma anı

 

Salatu's-Sunneh...

 

Felak ve Nas ile Rabb'ine sığınırken, kelimelerin anlamları sırayla belirginleşiyordu zihninde

 

"Sığınırım karanlıktan yarılıp çıkan sabahın Rabb'ine, tüm yarattıklarının şerrinden..."

 

İki kısa rekat selam ile son bulurken

 

Uyku çoktan terk etmişti gözlerini

 

Hava alacakaranlığa dönerken tatlı bir korku duydu içinde

 

"Güneş doğmadan önce semaya açılmalı ellerim"

 

Bir tekbir daha aldı

 

"İnna enzelnahu fi leyleti'l-Kadr..."

 

"Şüphesiz biz, onu Kadir gecesinde indirdik..."

 

Her ayetle birlikte, türlü düşünceler canlanıyordu kafasında

 

O mubarek gecede indirilenin kadrini bilmiş miydi insanlık?

 

"Boşver insanlığı, sen bildin mi önce onu söyle" diye geçirdi içinden

 

Ardından ihlas'la bitirdi ilk rekatı

 

"...Lem yelid ve lem yuled ve lem yekun lehu kufuven ehad"

 

İkinci rekat daha da sarsıcıydı onun için

 

"Eraeytellezi yukezzibu bi'd-Din..."

 

"O dini yalanlayanı gördünmü?..."

 

Cipten V.İ.P'e, Versace'dan Nice'e türlü şeyler geldi aklına

 

Sonra yine kendi nefsine döndürdü bakışlarını

 

"Ne yaptın ihtiyaçtan arta kalanı, paylaştın mı son kuruşuna kadar?"

 

Ve 'İnna a'tayna' ile bitirirken tek bir düşüncesi vardı artık

 

Rabb'ine kurban olarak sunmalıydı kendisini

 

Selam, tesbih ve dua...

 

Hamd ile bitirirken yakarışını

 

Teslimiyet ve tevekkül içerisinde arka arkaya tekrar etti üç kez:

 

"Hasbunallahi ve ni'mel vekil"

 

Ve üçüncüsünde ekledi:

 

"Ve ni'men-Nasir"

 

"Allah bize yeter, O ne güzel vekil ve ne güzel yardımcıdır"

 

İnsan bu ya "Gidip yatsam mı acaba?" diye düşünürken

 

Gözü sehpanın üzerindeki kitaplara ilişti birden

 

İki tercih arasında bir beşer

 

"Hangisi sana daha sevimli ey nefsim?"

 

Saniyeler akıp giderken, şeytanı mağlup etmeye karar verdi 

 

Tekli koltuğa oturup sehpayı kendine doğru çekti

 

Önce Kur'an okudu bir miktar

 

Ağır ağır, düşüne düşüne

 

Fazla değil; 40-50 ayet kadar

 

Her bir yaprağını çevirirken aynı şeyi düşünüyordu hep:

 

"Sen neresindesin bunun?" 

 

"Sadakallahu'l-Azim" derken acımasızca hırpalıyordu nefsini

 

"Sözünle olduğu kadar özünle de doğrula"

 

"Hayatınla tasdik et!"

 

Bitmemişti henüz

 

Buhari'nin Sahih'i ile devam etti okumaya

 

Beş hadis

 

Orijinal metni ve anlamıyla

 

Şöyle diyordu sonuncusu:

 

"Fe inne'l-Hayae mine'l-İman"

 

"Şüphesiz haya imandandır"

 

Almıştı alacağını

 

"Sadaka Rasulullah (s.a.v)" diyerek kitabın kapağını kapattı

 

Çayın altını yakmaya giderken

 

Aklında bir tek soru vardı:

 

"Bugün ne yapabilirim?"

 

 

Kalın sağlıcakla...

 

 

Handan Ayyıldız

                      Âlemlerin Rabbi, Melik'i, İlah'ı olan yüce Allah'a sonsuz hamd-ü senalar olsun ve insanların tanıyıp idrak edebildikleri nispetince sevebildikleri son peygamber, önderimiz Muhammed'e (S) salat-u selam olsun"
            
                       Hayat ne kadar gercekse ölüm de o kadar gerçektir.Fakat insanların hayatlarına bakıyorsunuz sanki dilleriyle böyle söyledikleri halde, yaşamlarıyla "Hayat gercek, ama ölüm yalan" görüntüsünü veriyorlar.İşlerine bakıyorsunuz, hiç de birgün ölecek olan insanın işlerine benzemiyor. Rabbimiz bu gerçeği ne de güzel ifade ediyor: "Öyle binalar dikiyorsunuz ki, sanki içinde ebedi kalacaksınız!" (ŞUara; 129)
                  

                     Sanıyorum öleceğimizi sadece biliyoruz. Halbuki bir şeyi bilmek ayrı şeydir. ona inanmak ise ayrı şeydir. Mesela; aynı sınava aynı gün müracaat etmiş iki ayrı öğrenci düşünün. Birinci öğrenci sınava müracaat ettiği günden itibaren hayatını değiştiriyor. Onu artık dışarıda pek sık göremiyorsunuz. Koltuğunun altında kitaplar,sürekli çalışıyor ve çıkması muhtemel sorular ve problemler üzerinde ilgili kişilerle hazırlığını sürdürüyor. İkinci öğrenci ise, sınava müracaat ettiği günden itibaren hayatına kaldığı yerden aynen devam ediyor. Hayatında pek bir değişiklik olmuyor. Fakat sırası geldikçe her iki öğrenci de "Benim filan tarihte sınavım var" diyor. Burada vurgulamak istediğimiz gerçek şudur: Birinci öğrenci sınava gireceğine iman etmiş, ikinci öğrenci ise sınava gireceğini sadece biliyor. Bilmek ile inanmak arasındaki fark böyle bir şey olsa gerek. Yukardaki örnekte, sınava gireceğini bilen öğrenci ile sınava gireceğine iman etmiş öğrenci arasındaki fark ne ise öleceğini bilen ile öleceğine iman etmiş insan arasındaki fark da öyledir.

                    Bildiğim kadaruyla hayatta insanı en çok etkileyen şey ölümdür. Ama malesef yine bildiğim ve gördüğüm kadarıyla hayattaki insanın en az düşündüğü şey yine ölümdür. Çünkü insanlar ölümü sadece selaverilirken, bir kabrin yanından geçerken, birinin taziyesinde veya birinin ölüm haberi geldiğinde hatırlıyorlarsa buna "İnsanlar öleceklerine iman etmekten ziyade öleceklerini sadece biliyorlar". denilir. Ölümü yaşam içinde bu kadarcık hatırlamak yetmediği için Rabbimiz bir çok ayette, " Ne kadar da az düşünüyorsunuz." (A'raf; 3) buyuruyor. Hayata dalış bazen öyle büyük boyutlara ulaştı ki; merhum M.Hamdi Yazar'ın farklı bir tercümeyle önümüze sürdüğü, "Onlar oyun ve eğlenceyi din edindiler. Bu yüzden dünya hayatı da onları aldattı. (A'raf; 51) ayetinin muhatabları haline geldik. Ve yine bu bağlamda Resuluullah (s.a.v)'in: "Zevklerin belini kıran ölümü, çok çok hatırlayın" hadisi şerifi de oldukça manidar bir mevkiye yükseldi.
              
              Yaşadığımız toplumdaki insanların aşağı yukarı tamamına yakının adı müslüman. "Ben müslümanım" diyerek yaşıyorlar. Bu insanlara cennet, cehhenem, ölüm... hakkında sorduğunuzda:
             
               - Cennet var diyorlar

               - Cehennem var diyorlar

                - Son durak kara toprak, yani öleceğiz diyorlar.
         
                - Bütün bunlara inanıyoruz, inanmayan kafir olur, diyorlar.

             Buraya kadar sorun yok. Fakat bu insanlara onlar konuşurken değil de, yaşarlarken bakıyorsunuz; Cennet var demişlerdi, talib olan çok az. Cehennem var demişlerdi kaçınan çok az. Yine, istikbal diyorlar, ama konuşmalarına bakıyorsunuz ölüme kadar olan süreyi anıyorlar. Çünkü, babalar ve anneler çocukları bir işe girince "Çocuk istikbalini kurtardı". diyorlar. Halbuki o çocuk işe girmekle ölene kadar bir geçim yolu bulmuş oluyor. Oysa istikbalde ölüm sonrası hayat da var.

            İnsanlara bakıyorsunuz, sulu ve yeşillik bir yer görünce hemen hafta sonu orada bir kaç saat zevkli anlar geçirmek  için piknik programları yapıyorlar. Ama aynı insanlar Allah'ın sulu ve yeşillik mekanında  (cennette) ebedi piknik yapmanın programını yapmıyorlar! Veya yazın sıcak günlerinde 40-50 derecelik sıcaktan kaçınan insanlar, o dehşetli günün ve yerin (cehennemin) bilmem kaç bin derecelik sıcağından korunmuyorlar.

          Yine bu insanlar kendilerine, bir sigara sunulduğunda "teşekkür derim" dierek alıyor da, Allah'ın kendisine yaratıp sunduğu sayamayacağımız (çünkü matematiğin rakamları kafi gelmez) bu kadar nimetlere nasıl teşekkür etmeden yaşıyorlar? Halbuki bir arkadaşı günün birinde bir hediye alıp getirdiğinde, hemen "ayıp olur ben de ona bir hediye alıp vereyim" diyen insan nasıl oluyor da Allah'ın verdiği bu kadar hediyelere karşılıksız bırakarak "Ya Rabbi, sen bana hep veriyorsun fakat ben sana hiç vermiyorum, karşılığında bir şey yapamıyorum" diyor. Peki bütün bunlar ayıp olmuyor mu? Ayıp da ne kelime? Nankörlüğün kalitesi!
 

          Ölümü anlamadan hayatı anlayamayız. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de Mülk suresinin 2.ayetinde şöyle buyuruyor: "O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölüm ve hayatı yarattı. O üstündür, bağışlayandır." Bu ayetin ifadesiyle hayata baktığımızda sanki bir çelişki(!) varmış gibi görünüyor. çünkü biz insanlar önce yaşar sonra ölürüz, ama ayette önce ölüm sonra hayat anlatılmış. Burada Allah bize şunu ima ediyor: "Hayatı anlamak ve doğru yaşamak istiyorsanız önce ölümü anlamalısınız." İnsanın hayatı nasıl anladığı, her şeyden önce ölümü nasıl anladığına bağlıdır. Eğer siz ölümü bir "bitiş" ve "yok olma" şeklinde anlarsanız, hayat da "nasıl nasıl olsa ölüm var o halde ne yaparsan kardır" şeklinde anlarsınız. Ve afedersiniz kırmadığınız ip kalmaz. Ama ölümü bir bitiş değil de, aksine bir diriliş olarak anlarsanız o zaman hayatı; "en ince teferruatına kadar hesabının verileceği bir olay" olarak anlarsınız. Bir şey yapmadan önce onun, huzuruna varacağınız Allah'a göre- hesabını yaparsınız, hesaplı ve ölçülü yaşarsınız. Öyle ise gelin ölümü anlamaya çalışalım.

           Öyle sanıyorum ki öülümü anlamlandırdığımız  zaman, her şey bir anlam kazanacak. Gelin " ölüm bir diriliştir" cümlesinden hareketle yaşadığımız hayatı ve varlıkları seyretmeye başlıyalım.

            Her gece bir ölüm, her sabah bir diriliştir. Gece olur uyursunuz. Uyku, ölümün kardeşidir, ölmenin provasıdır. Bir muddet sonra uyanırsınız. Yani ölümden dirilişe geçersiniz. Bunu hergün edersiniz. Hatta şunu söyleyelim: Yirmidört  saatlik hayatınız içinde gündüz koşturur, akşam olunca yatar, sabah olunca kalkarsınız. Bu olayı şöyle ifade edelim: Gündüz yaşar, gece ölür, sabah dirilirsiniz. Yaşamak, ölmek, dirilmek. Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerimde bazı şeylere yemin etmiş: insanın dikkatini o şeylere çekmek için. Yemin edilen varlıklardan biri de güneştir. "Yemin olsun güneşe ve onun ışığına" (Şems: 1) Güneş hangi yönüyle dikkat ceker? Mesela, doğuşu ve batışıyla. Güneş her gün doğar ve tekrar doğmak için batar. Güneşin her batışı bir ölüm, her doğuşu bir diriliştir.Başka ayetlere bakıldığında hersey çok açık belirtiliyor.

           "Gökten bereketli bir su indirdik. Kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, bçilerek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir.(Kaf: 9-11)

           "O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü bir memleketi diriltiriz. İşte siz de böyle diriltileceksiniz."(Zuhruf: 11)

           "O, ölüden diri, diriden ölü çıkarır; yeryüzünü ölümden sonra O canlandırır. Ey insanlar! işte siz de böyle diriltileceksiniz."(Rum:19)
 
        İnsan da böyledir. O bir tohum gibidir. Yaşarken bir gün toprağın altına düştüğünü görürsünüz. İnsanın düştüğü yer onun kabridir. Ama o tohum gibi oldugundan bir gün düştüğü yerden kalkacaktır. Zaten kıyamet günü, kalkış günü demektir. 

        "Kabirler açılıp içindekiler dışarı saçıldığı zaman."(infitar; 4)
    
        "Yer büyük bir sarsılışla sarsılmaya başladığı ve içindeki ağırlıkları (insanların) dışarı atmaya başladığı zaman insan der ki; ne oluyor?" (Zilzal; 1-3)
 
        "Vay halimize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? derler. Onlara: İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur. Peygamberler doğru söylemişlerdir. denir." (Yasin; 52)

           Evet ey insan! Tohumun toprağın üsütüne çıktığı gibi birgün kabrinden çıkartılacağını, Rabbinin huzuruna gidip yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını vereceğini düşün ve hayatını ona göre düzenle. Çünkü: Ölüm bir diriliştir.

Yüreğiniz yetiyorsa haydi kalplerinizin içindekileri yazıcıya gönderip çıktısını alın. Ve bir bakın ne kadar dolu içi. Alınan dosyalardan çıkartıp kafalarınızı mavi gökyüzüne bakın. Hangi dosyada bu ahenk var? Hangi dosya böylesi ihtişamlı? Msn'deki kişi listesindekiler mi, yoksa gerçek arkadaşınız mı çok, bir bakın?

Ah insan,

İnsanoğlu

Gerçek yeşili bırakıp bilgisayarında yeşili arayan insan...

Döşeyin bakalım monitörlerinizin masa üstüne doğa resimlerini

Onlara bakarak giderin hasretinizi

Hayatınızın geri dönüşüm kutusuna bakın bir

Neler kaçırmışsınız farkında olmadan

Haydi bakalım çöp kutunuzdan geri taşıyın geçmişinizi

Ve mümkünse tekrar yaşayın aynılarını

Tekrar yaşayın o geçmişi

Sindire sindire

Haydi bakalım hayran olduğunuz birinin hayatını

Kopyalayıp yapıştırın kendi hayatlarınıza

Konserlerinde isimlerini bağırdığınız

Veya paylaşım sitelerinden indirdiğiniz

O hayran olduğunuz sanatçı bozuntuların hayatlarını yapıştırın

Kendi hayatlarınız üzerine.

Bakın bakalım hanginiz daha mutlu

Kes, kopyala, yapıştır deyin bakalım ortaya nasıl bir ucube çıkacak

Bakın bakalım bu karışım kime hayır getirecek

Veya kayda değer olmayan kendi hayatlarınızı ekleyin SIK KULLANILANLARA.

Arama özürlü arama motorlarından kaldırın yüzlerinizi

Buram buram kitap kokan ansiklopedileri karıştırın

Parmaklarınızı yalayarak

Bir bir çevirin yapraklarını.

Bilgiyi ayağa düşürenlere inat

Çaba sarfedin birşeyi öğrenirken

Emeksiz yemek, çabasız da yemek yokmuş bunu bilin

İnternette gezinirken gördüğü tomurcuğu inceleyip bakakalan insan

Parktaki rengarenk açmış mis gibi kokan gülleri neden görmezden gelir?

Açın bakalım en güzel deniz manzaralarını pc'de

Dalga sesini de açın muhteşem ses sistemiyle

Haydi bakalım aynı serinliği verecek mi size?

Açın kuş sesini

Ve ağaçlık muhteşem bir orman resmini de

Bakalım aynı şekilde temizleyecek mi ciğerlerinizi?

Aynı şekilde dinlendirecek mi sizi?

Haydi bakalım RAM'leri takarak hayatlarınızı hızlandırın

Geleceğinizi hangi ekran kartıyla net görebiliyorsunuz

Bir bakın?

Dillerinizi susturup parmaklarınızı klavyede konuşturmayın.

Haykırsın diller fıtrata uygun olarak...

Haydi bakalım geçmişinizi CD ROM'a takın, bakalım neler yapmışsınız?

Neleri silip yok edebilirsiniz buradan?

Yüreğiniz yetiyorsa haydi kalplerinizin içindekileri yazıcıya gönderip çıktısını alın

Ve bir bakın ne kadar dolu içi.

Alınan dosyalardan çıkartıp kafalarınızı

Mavi gökyüzüne bakın.

Hangi dosyada bu ahenk var?

Hangi dosya böylesi ihtişamlı?

Msn'deki kişi listesindekiler mi

Yoksa gerçek arkadaşınız mı çok, bir bakın?

Bir bakın cam ekrandan geçiyor mu sevgi sözcükleri?

Kardeşlik alışverişi mümkün mü donuk ekranlarınızda?

Bir fişle mi bitiyor herşey?

Bir fişe mi bağlı donuk ekranla, dolayısıyla hayatla ilişkiniz?

Bir kablolu bağlantıda mı son buluyor tüm bunlar?

Gerçek yaşamı hapseden bir sıkıştırılmış dosyada mı yaşantınız?

Haydi, Winzip'layın hayatınızı ki fazla yer kaplamasın.

Ve kaydedin sakın unutmayın

Yoksa iz bırakmadığınız için

Siz zaten kaybolmaya mahkumsunuz ey insanoğlu

Çünkü tekrar tuşu yok hayatın.

Geri al figürü de yok...

Zamanı geri çekip tekrar yaşama şekli yok

Onun için kaydedin hayatı

Sadece kendinize değil,

İnsanlığa kayda değer bir şeyler bırakmak için kaydedin...

KENDİNİ MÜSLÜMAN SANANLAR VE YAZIP ÇİZENLER SÜREKLİ SORUNLAR VE SIKINTILARI BELİRTENLER HEP BURDAYIZ VE VARIZ DERLER SIKINTILARA YARDIMA MUHTAC OLANLARA YARIM EDERİZ DİYENLERE NEREDE DİYORUM NEREDE YOKLAR CUNKU HİÇ OLMADILAR SADECE YAZIP ÇİZDİLER. SORUNLARIN OLDUGUNU SIKINTILARIN OLDUGUNU BİZDE BİLİYORUZ AMA ÇÖZÜMLER NERDE BUNLARI NEDEN BELİRTMİYORLAR İNSANLARIN KAFASINI KARIŞTIRIP ONDAN SONRA YOK OLUYORLAR MÜSLÜMAN BOYLEMİYDİ SIKINTIDA OLDUGU HALDE HANİ KARDEŞİNİN YANINDA OLURDU DERTLERİNE ORTAK OLURDU YOK OLMAZDA GÖRMEDİM HEP SOYLERLER AMA YAPMADILAR YAPTIKLARI TEK SEY ALLAH YARDIMCIN OLSUN ELİMDEN BASKA BİŞİY GELMİYOR BOYLE SEY Mİ OLUR.YARDIMCI OLACAKLARI YERDE DAHA COK ACILARA KOYUYORLAR BİZİ ACIMIZI SIKINTIMIZI PAYLASIYORUZ AZDA OLSA BİRAZ HAFİFLEMESİ İÇİN AMA OLMUYOR HAFİFLEYECEGİ YERDE DAHA COK OLUYOR ACIMIZ VARIZ VARIZ SURDA BURDA HEP KONUSURLAR ANLATIRLAR KENDİLERİNİ ÖVERLER SAYARLAR BAK SUNU BUNU YAPTIM DERLER AMA HAL BİZİM GÖRMEMİZE GEİNCE HİÇBİŞİY GÖZÜKMÜYOR NE YAPIYORSUNUZ HİÇ BİŞİY HER İNSANIN YAPTIGINI SZİLERDE YAPIYORSUNUZ HANİ MÜSLÜMAN BU DUNYANIN SIKINTILARINA MARUZ KALMAZDI HANİ NE KADAR BUYUK ENGEL OLSADA ASIP GECERLERDİ HEP BUNLARI SİZLER ANLATMADINIZ MI PEKİ NEDEN ENGELLER AŞILMIYOR GEÇİLMİYOR YOKSA İNANMADIGINIZ YADA YAPMADIGINIZ SEYLERİ BASKALARINA MI YAPTIRTMAK İSTİYORSUNUZ HANİ MÜSLÜMAN KARDEŞİ SIKINTIDA OLDUGU ZAMAN YİYİP İÇEMEZDİ DEMEK OYLE DEGİLMİŞ O ESKİLERDE KALMIŞ ŞİMDİ YOKMUS SADECE SOYLEMESİ DİLDE KALANI VARMIS YAPILMASI UYGUN GÖRÜLMEMİŞ HEP SÖZDE KALMIYOR MUŞ ÖZÜ NERDE,  OLMAZ ZATEN CUNKU SADECE İNSANLARIN KAFASINI KARISTIRMAK İÇİN VAR OLDULAR ÇÖZÜM İÇİN HİÇ ORTADA YOKTULAR VE ŞİMDİ ZİZE SORUYORUM SİZ KENDİNEZE MÜSLÜMAN MI DİYORSUNUZ EVİNİZ KONUSMALARINIZ HEP GECİM SIKINTISI BASKA BİŞİY YOK HANİ ALLAH REZZAKTI RIZKI VERENDİ BUNU SİZ SOYLEMEDİNİZ Mİ YOKSA KALPTEN İNANMIYORMUSUNUZ . ŞU YAZIP ÇİZENLERE GELİNCE EYER ONLARDA GERCEKTEN SAMİMİ İSELER YAPSINLAR ARTIK SOYLEDİKLERİNİ YAPSINLAR BİZDE GÖRELİM BASKALARIDA GÖRSÜN Kİ İÇLERİNDE ŞÜPHE KALMASIN ŞEYTANIN NE KADAR ZEKİ OLDUGUNU HEPİNİZ BİLİYORSUNUZ YAPIYORSANIZ GİZLİ YAPMAYIN ACIK ACIK YAPIN Kİ BASKALARINADA CESARET GELSİN YANLIZ OLMADIKLARINI GÖRSÜNLER VE ONLARDA YAPMAK İSTEDİKLERİNİ YAPSINLAR ELEŞTİRİLERE ACIĞIM.
                           ALLAH HERKESE HİDAYETİNİ BAHŞETSİN  SÖZDE DEGİL ÖZDE MÜSLÜMAN OLMAMIZI NASİP ETSİN.
                                SELAM VE DUA İLE

ŞİRK!

8/5/2008

 

 Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Hamd, sana ve övgülerin en güzeli, ezelde ve ebedde var olan, lutfuyla kâinatı ve bizleri yaratıp var eden, sayısız nimetlerle yaşatan ve rahmetiyle doğru yolu gösteren Allah (c.c)'a mahsustur.

 

Salât ve Selam da,

Âlemlerin Rabb'i tarafından sevilen, insanların ise tanıyıp, idrak edebilme nisbetince sevebildikleri, efendimiz, önderimiz, rehberimiz Hz.Muhammed Mustafa’ya, ailesine, ashabına ve onun yolunu izlemeye calısan ümmeti üzerine olsun.

 

Şirk kavramı, yaşadığımız coğrafyada ki insanlarımızın doğru yada yanlış genel olarak duydukları veya bildikleri bir kavramdır.

 

ŞİRK: Ortak olmak manasına gelen "Şe-Ri-Ke" fiil kökünden bir mastar olan "şirk" kelimesi; ortak koşma, ortak tanıma anlamına gelir. İslami pratikteki anlamı ise âlemlerin Rabb'ı olan Allah (c.c)'a zatında ve sıfatlarında eş koşmak veya Allah'a ortak isnat etmektir.

 

"Şirk" kavramı, islam’ın kuşattığı bütün meselelerde Allah'a eş koşmak veya Allah'a ortak isnat etmek manasına gelmesine rağmen, günümüzde ki toplumsal anlayışa göre genel olarak, Allah’ı inkâr manasına gelmektedir. Nitekim Allah'ı inkâr eden kâfirlere "müşrik",Allah'a inandığını ileri süren müşriklere ise "Müslüman" denilmesinin nedeni, bu çarpık anlayıştır. Oysa İslam’la mükellef olan bir insan yaratılışla ilgili bazı olayları görerek ve tefekkür ederek;"Allah vardır" dese sadece bu ikrar ve bu inanç o insanı Müslüman yapmaz. Bilindigi gibi müşrikler de yaratıcı olarak Allah'a ve Allah'ın varlığına inanmaktadırlar. Nitekim müşriklerle ilgili olarak Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.

   

    

43/87- Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: "Allah" derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar? 29/61- And olsun ki onlara, "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorsan "Allah" derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?
 
Andolsun, onlara;"Gökten su indirip de ölümünden sonda yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz; "Allah" diyeceklerdir. De ki "Hamd Allah'ındır."Hayır onların çoğu akletmiyorlar. (Ankebut 63)
 
Ayetlerde gösterildiği gibi Allah'a inanmak "Müslüman"olmamız anlamına gelmiyor çünkü hala O (c.c) ortak koşuyor olabiliriz. Eğer böyle bir şeyi üzerimizde taşıyorsak "Müslüman" değil "Müşrik" olmuş oluruz.

Şirk'in genel anlamını anladıktan sonra Şirk'i İtikadi ve ameli şirk olmak üzere iki gruba ayırabiliriz.
 
1-) İtikadi şirk: İtikad demek, bir dinin temel inanç değerlerine kalbi bağlılık veya inanmak demektir.

 

İslam'a göre en temel inanç, Allah inancıdır. Tabi ki bu Allah inancı, değişik menkıbelerde ve hurafelerde karışık hikâyelerde verilmeye çalışılan Allah inancı değildir. Allah inancının nasıl ve ne şekilde olacağını bildiren yegâne kaynak, Kur’an’ı Kerim’dir. Müslümanlar yaratılmış birer mahlûk olduklarının idrakine vararak, Yaratıcıyı kendi akıllarına ve yaklaşımlarına göre tarif etmekten veya tanımlamaktan şiddetle kaçınırlar. Müslümanlara göre Allah (c.c)'ın en doğru tanımı, Allah’ın Kur'an'ı Kerim'de kendi zatıyla ilgili olarak yaptığı tanımdır. Müslümanlar bu tanımı ne eksiltmeye ve nede çoğaltmaya çalışırlar.Çünkü böylesi yaklaşımlar,insanların büyük bir bölümünü,şirk vadisine sürükleyen yaklaşımlardır.İtikadi şirk'in temelinde,Allah inancında meydana gelen bu gibi sapık yaklaşımlar bulunmaktadır.Nitekim müşriklerin büyük bir kısmı,böylesi yaklaşımlarla Allah'a zatında ve sıfatlarında şirk koşan kimselerdir.

 

İtikadi şirk içinde bulunan kimseler, genellikle müslüman olduklarını zanneden veya müslüman olduklarını ileri süren kimselerdir. Bunlarda meydana gelen itikadi şirkten, ne yazık ki birçok örnekler verebilmemiz mümkündür.

 

Örneğin; herhangi bir insan, Yegane Halık, yegane yaratıcı olan Allah'a inandığını söyleyip; kainatın, dünyanın ve dünyanın içindekilerinin yaratılışını, Allah’la beraber başka şeylerde de nisbet ediyorsa, yegane Rezzak, yani yegane rızık verici olarak Allah'a iman ettiğini söyleyip; hidayet edici olarak başka şeyleri de görüyor ise, yegane ve mutlak Hakim olan Allah'a iman ettiğini söyleyip; hakimiyeti Allah'tan başka kimselere veya mercilere nispet ediyorsa... Böylesi inanışlarda bulunan insanlar itikadi şirk içerisindedir.

Umarım böylelikle itikadi şirkin ne olduğunu anlamışızdır. İtikadi şirk Allah'ın zatında ve sıfatlarında O’na ortak koşmaktır. Allah’a ait olan isimleri bir başkasına nispet etmemizde O’nun sıfatlarında O’na şirk koşmaktır.

2-) Ameli Şirk:"Amel",fiil, eylem, hareket, davranış manasına gelir. İnsanın bütün bir yaşantısında meydana gelen fiil, eylem ve davranışlarda ki şirklere, kısaca ameli şirk diyoruz. Ameli şirk, bizzat fiil ve eylemlerde meydana gelen şirktir.

 

Mesela gaybı bildirdikleri inancıyla kâhinlere gitmek, göz boncuğu veya katır boncuğu takarak, bunlardan fayda ummak, ölülerden veya birer mahlûk olan yaratılmışlardan gaybi yardım istemek, Allah’tan başkasına kurban kesmek.

 

Verdiğimiz örneklerde belli oluyor ki ameli şirk insanların Allah’ın yapabileceklerini başkalarından umuyor olmalarıdır. Böylelikle İnsanlar şuan ki zamanda güllü babaya bilmem başka bir babanın türbesine gidip onlardan yardım himmet istemektedirler. Bu tür şeyler batıl inaçlardır ve şirktir. Ölen bir insanın canlı olan bizlere ne bir faydası nede bir zararı dokunamaz. İnsanlarımızın bu hallere gelmesindeki asıl sebep şirk'in ne anlamına geldiğini Kur’anın anlattığı şekliyle bilmemeleridir. Çünkü Kur’anı kendi dilerlide okumalarının günah olduğunu düşünüyorlar. Abdestsiz de yaklaşmaya korktukları için evlerinin köşesinde, kimsenin uzanamayacağı yüksek bir yere, duvara asıyorlar. Kur’anın daha çok cildiyle ilgili oldukları için bu bilgilerden de habersizler.

 

Böylelikle yüzeysel bir anlatım olsa da Şirk’in ne manaya geldiğini öğrenmiş olduk. Artık bize düşen bir an önce kendimize çeki düzen verip, bu tür şirklerden korunmak ve Kur'an'ın bize anlatmak istediği mesajları anlayıp hayatımıza aktarmak olmalıdır. Allah bizi tüm günahlarımızdan dolayı affetsin ve bizlere hidayeti bahşetsin.
 
Selam ve dua ile...
 
BENGİN AKAN